7 Şubat 2013 Perşembe

Cehennem Melekleri 2


Kardeşimin çocukluğu rambolar, rocky balboalar içerisinde geçince Sylvester Stallone hayranlığı bir nebze de olsa bana da geçti. Kumanda kavgasına girmeden tüm filmlerini onun sayesinde ben de ezberlemiş oldum. 

Geçenlerde Dvdleri karıştırırken uzun zaman önce alıp da bir türlü seyretme fırsatı bulamadığımız Sylvester'ın Cehennem Melekleri 2 adlı filmi elimize geçince seyretmeye koyulduk. 




Dakika demiyorum saniye bir gol bir. An itibariyle aksiyonla başlıyor. Film eleştirmenleri de kan revan içinde eğlenmek işte bu olsa diyerek haklı çıkıyorlar. 

Filmin konusunda dönecek olursak, Arnavutluk sınırları içindeki bir dağlık bölgeye saklanmış ve nükleer silah temel maddesi uranyumun uluslararası piyasaya satılmaması için müdahale öyküsü anlatılıyor. Konu az çok bildik olduğundan sonuç da tahmin edilebiliyor. 

Filmin senaristi Sylvester Stallone dağları deviren eski tüfek kadroyu bir araya getirmiş. Kimler yok ki bu filmde. Bruce Willis, Arnold Shcwarzeneger, Jet Li, Jean - Cloude Van Damme, Chuck Norris, Jason Statham. Bu adamlar sert gibi görünseler de yürekleri pamuk gibi. Birbirleri için gerçek birer dost, çocuksu ama ne olursa olsun öldürmeyi meslek edinmiş manyak tipler... Aralarındaki tek kadın ise Yu Nan.




Filmin çekimleri Bulgaristan'da başlıyor ve büyük çoğunluğu burada devam ediyor. Sonrasında ise Hong Kong ve New Orleans'a geçiş yapılıyor.  Benden geçer not aldığını da söylemeden edemeyeceğim. 

Full aksiyon sevenlere iyi seyirler...  

6 Şubat 2013 Çarşamba

AZTEC TRENDS


2012 sonbaharından itibaren birçok mağaza, vitrinini bu trend ile süsledi. Aztec esintileri 2013 yılında da kıyafetlerde, aksesuarlarda etkisini göstermeye devam edecek gibi görünüyor. Elbiseler, taytlar, takılar, etekler hatta tırnaklarda bile bu akımı görebiliriz.




Kimi zaman göze aşırı karmaşık gelse de kendine has bir çizgisi var. Daha çok etnik diyebiliriz. Ne de olsa bu trendin öncüleri Aztekler. 

Hayatımızda Mayalardan sonra bir de Aztekler oldu:)) Hadi hayırlısı...






Aztek kalıntılarını araştıran tarihçiler bu insanların son derece karmaşık olduğunu ortaya koymuş. Modaya da etkisi bu şekilde olmuş. Çizgiler gelişi güzel, çapraz, yatay, dikey, iç içe kullanılmış. 





Bu karmaşaya biraz sade dokunuşlar ortaya daha güzel kombinler çıkmasını sağlayabilir. 





Tarih tekerrürden ibaret olduğu için bu modayı 20 yıl sonra tekrar görebiliriz. Benim tarzım demeyin siz de ufak da olsa birkaç parça bu trendden bir şeyler yakalayın. 

Sevgiler...


5 Şubat 2013 Salı

KAYSERİ ve Mantı


Bir arkadaşımızın düğünü için soluğu Kayseri'de alıyoruz. Havaalanına giderken yaşadığımız stresi ömrümce unutamam sanırım. Trafikten bayılmış bir vaziyette havaalanına adımızı atmamızla isimlerimizin anons edilmesiyle yaşadığımız stresten ve uçağı kaçırmaktan kıl payı kurtulmak büyük bir şanstı doğrusu. 

Kayseri ile ilgili farklı postlarımda bilgi veriyor olacağım. Şuan Kayseri'ye inerken ilk düşündüğümüz şeyi, midemizin de sesini dinleyerek meşhur Kayseri Mantı'sını konu alıyorum.



Mantı, çeşitli baharatlarla çeşnilendirilen kıymanın, küçük hamur parçalarının içine konulması ve bu hamur parçalarının da suda haşlanması ile yapılır. Orta Asya'dan Anadolu'ya göçebe Türkler tarafından getirilmiştir. Şekli itibariyle farklı olsa da Orta Asya olmak üzere, Uzak Doğu ve Rusya'nın bazı bölgelerinde çok popüler bir yemek türüdür. 

Biz de ise mantı deyince ilk Kayseri akla gelir. 



Hatta Kayseri'de (eskiden) gelin alınırken mantı yaptırılır ve bir yemek kaşığına en az 40 tane sığacak kadar küçük mantı yapamıyorsa yeterince nazik ve yetenekli olmadığının ispatı gibi düşünülürmüş. 


Şimdi var mı böyle marifetli biri? 
 Ne yazık ki o biri ben değilim:))) 

Kayseri'de mantı yiyeceğiz diyorsanız Ana'nın Yeri'ni tavsiye edebilirim. Mantıları bir harika. Kayseri'de mantı kültürü biraz daha çorba kıvamında olduğu için ekstra yoğurt almakta fayda var. 






Farklı alternatif olarak kavurma ve pastırmalı yumurtayı da denemenizde fayda var. 

Afiyet olsun... 


4 Şubat 2013 Pazartesi

Osmanlı Takıları


Osmanlı takılarına olan merakım yıllar önce Topkapı Saray'ını gezerken gördüğüm ve hayran kaldığım takılar sayesinde olmuştu. Yazı çekmecesi, tespih, matara, beşik, sürahi, bardak, çatal, ayna, tarak, kılıç, hançer, kalkan, nargile, sineklik, yelpaze, şemsiye, kemer, terlik, yüzük, bilezik, sorguç… Ne ararsanız hepsinin bol miktarda mücevherlisi Osmanlı’da mevcut. 




Osmanlı zamanında mücevherler herşeyden önce padişahlar için yapılmış. En önemli ve en çok sayıdaki mücevher her zaman padişah için üretilirmiş. Armağan olarak kadınlar için üretilenler de var ama padişahınkilerin yanında çok az kalıyor tabii. Ve bir de sadrazamın, ileri gelen devlet adamlarının taktığı mücevherler var. Çoğunlukla padişahın armağanı olan mücevherler bunlar ve onlara bir biçimde ödüllendirmek, onurlandırmak için padişah tarafından verilmiş.






Her bir takıda tarihin izlerini görmek mümkün. Takılarda bol miktarda zümrüt, yakut kullanılmış. Lale motifi zaten Osmanlı'nın vazgeçilmez simgelerinden biri.





Mücevher eskiden beri bir ifade etme aracı olmuş. Maksat gösteriş olsun. Günümüzde de durum geçmişten farksız sayılmaz. 

Siz de takılara meraklıysanız, Topkapı Saray Hazinesi'ni gezmenizi tavsiye ederim. 

Sevgiler. 

1 Şubat 2013 Cuma

LÜLETAŞI SANATI


Koskoca bir ayı geride bıraktık. Güneşli ama soğuk bir Şubat ayı başlangıcı yapıyoruz. Bu kısa ayın tüm beklentilerinizi karşılamasını diliyor, Eskişehir post'uma devam etmek istiyorum. 

Eskişehir'in simgelerinden bir diğeri de lületaşı olduğundan atölyeleri ve Eskişehir Sanatlar Çarşısı'nı geziyoruz. 



Lületaşı ile ilgili Eskişehir'de değişik hikayeler mevcut. Hikayeye göre bir gün çobanın biri koyunlarını otlatırken dinlenmek için ağaç altına oturur. O sırada bir köstebeğin topraktan beyaz taş parçalarını çıkarmaya çalıştığını görür. Çoban taş parçasını eline alır, çakısıyla yontmaya başlar ve bir peri kızı çıkar ortaya. Kız dile gelir “Yaktın beni insanoğlu” diye bağırarak delikten içeri girip kaybolur. Çoban da arkasından gider ve kızı ararken derin bir çukurun içinde ölür. Böylece ilk kuyu açılmış olur. 

Bu hikâyeye göre lületaşı ustaları da kendi pirlerinin köstebek olduğuna inanırlar ve köstebeğe saygı duyarlar.  




Eskiden sadece pipo yapımı konusunda gelişme kaydeden Lületaşı'nı  Eskişehir'in her bir yanında kolye, bilezik, küpe ve biblo gibi süs eşyalarında görebilirsiniz.




Pipo ve biblolarda çoğu zaman Osmanlı başları öne çıkıyor. 





Eskişehir'e gittiğinizde bu tarz objeleri hediyelik eşya olarak alabilir, sevdiklerinizle paylaşabilirsiniz. 

Sevgiler.