19 Şubat 2013 Salı

FONDÜ


Fondünün bende güzel bir o kadar da komik anıları var. Uzun yıllar önce birkaç arkadaş bir araya gelmiştik. Ne yiyelim diye kara kara düşünürken bir arkadaşım fondü diye bir fikir attı ve fondü hakkında konuşmaya başladık. Kendi aramızda konuşurken ve sipariş için de karar kılmışken farklı bir arkadaşım da ardarda “ Peki ama benim anlamadığım birşey var şimdi, fondü yiyecek miyiz?” diye sorunca gülmeye başladık. O gün bugündür bir araya geldiğimizde hep aynı konu açılır ve aynı cümle sarfedilir:)


Fondü aslında Fransızların yaygınlaştırdığı bir yemek tarzı. Yurt dışında özellikle de İsviçre’de et fondü ya da peynir fondü olarak bilinir. Her ikisi içinde aynı araç ve gereçler kullanılır. Bir istipto ocağı, üzerine konulabilecek kulplu bir kızartma kabı ve özel olarak yapılmış şişlerden oluşur. Servis de yine aynı araç gereçlerle yapılır.

Et fondüyü hiç görmedim ve nasıl birşey olduğuna dair bir fikrim yok. Ancak peynir fondü de özel bir peynir kullanılarak beyaz şarapla birlikte eritiliyor. Küp küp doğranmış kuru ekmekler, şişler sayesinde peynire batırılarak yeniliyor. Eskiden kıtlık zamanında ortaya çıkan oldukça popüler bir yemek.


Bir diğer çeşidi ise çikolatalı fondü dediğimiz bir tatlı. Çikolata, kabının altında yanan mum sayesinde erime kıvamına geliyor; sonra da çilek, muz, kivi gibi meyve dilimleri çikolataya batırılarak yeniliyor. Çikolata sevenlerin asla karşı koyamayacağı bir tat. Birkaç yıl önce Esse’den aldığım fondü seti sayesinde arada sırada da olsa bu lezzeti evimde tatmış oluyorum.


Fondü setlerinin farklı çeşitleri mevcut, sırf camdan yapılanlar ya da porselen olanlar. İspirto sayesinde ya da mum sayesinde çikolataları eritmek mümkün.


Siz de fondü seti alarak evinizde bu lezzettin tadını deneyebilirsiniz.
Sevgiler...











18 Şubat 2013 Pazartesi

FOÇA


Foça'ya giderken sevinci üzüntüyü bir arada yaşadığım bir yolculuk geçirdim. Nedenlerini kendime saklayarak size bu şirin beldeyi tanıtmak istiyorum. 

Foça adını Akdeniz Foklarından almış olup, Yeni ve Eski Foça olmak üzere iki ayrı beldeden oluşan İzmir'in sevimli bir ilçesi. Bana Ayvalık'ı hatırlatmadı değil. İzmir'den bindiğimiz otobüsle yaklaşık 45 dk. sonra Yeni Foça'ya ayak basıyoruz. Öğrendiğimize göre Eski ve Yeni Foça arası da 20 dakikaymış. 

Otobüsten iner inmez sırtıma sert bir rüzgar çarpıyor ve irkiliyorum. Şoförün dediğine göre yılın büyük bir bölümünde Poyraz etkiliymiş. Hava güneşli olsa ne yazar, resmen donuyorum:))


Karşıda görünen tepede eskiden zeytin ağaçları varmış ancak çıkan bir yangın sonucu hepsi yanmış.   


Cenevizlilerin kurduğu Yeni Foça, eskiden Rumların yaşadığı bir yermiş. Ancak Mübadele sonrası Selanik'te yaşayan Türkler ile yer değiştirmişler. Oraya giden Rumlar Selanik'te Yenifoça isimli bir köy kurmuşlar. 

Evlerin çoğunluğu tek katlı ya da iki üç katlı. Bu mütevazi taş evlerinin çoğu bakımsız ama yıllara meydan okuyorlar.



Burda da Çiçek Pasajı var:)


Yemekler tipik Akdeniz mutfağından; menüde bol zeytinyağlılar, değişik salatalar ve balık çeşitleri olunca yemek için kim hayır diyebilir ki. 

Sokaklar oldukça sessiz sakin sanırım kış olmasının büyük etkisi var.  
Sahilden iç kısımlara doğru yürüdükçe ufak çarşısını görüyoruz. 


Çarşıdan geçerken fotoğraf stüdyolarında bir ayrıntı gözüme ilişiyor. Genelde, çocuk, gelin damat fotoğrafları görmeye alışık olduğumdan vitrinde sadece asker fotoğraflarının olması ilginç geliyor bana:) 

Yollar ağaçlı ve çiçekli, boş sokaklarda ise sizi kediler, köpekler ve atlar karşılayabilir.




Evlerin çoğunluğu bitişik halde cadde üzerinde sıralanıyor. 





Sokakları oldukça dar. İki araç yan yana katiyen geçemez:)


Savaşlarda yaşamını yitirenler için bir anıt dikilmiş. 


Foça, mavi bayraklı plajlarından dolayı epey turist alıyor. Birkaç tatil köyü, oteller, pansiyonlar, butik oteller bolca mevcut. Yolunuz bir gün Foça'ya düşerse kış günü stresten uzaklaşabilir, yazın ise denizin keyfini çıkarabilirsiniz. 

Foça ile ilgili anlatacağım daha çok şey var aslında. Bir sonraki yazılarımda paylaşıyor olacağım. 

Herkese iyi haftalar...

14 Şubat 2013 Perşembe

Bir 14 Şubat Klasiği


14 Şubatlar kimisine göre yersiz kimisine göre ise özel bir anlam ifade eder. Sabah işe gelirken yolda görmüş olduğum gül yaprakları (muhtemelen birine bir sürpriz yapıldı), her köşe başında bir çiçekçinin türemesi nedeniyle bugünkü konumu değiştirip Sevgililer Günü diye adlandırılan bu günün anlam ve önemine getireceğim.

Roma Katolik Kilisesi'nin inanışına dayanan bu gün, Valentine ismindeki bir din adamının adına ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebeple bazı toplumlarda Aziz Valentin Günü olarak da bilinir. Valentin sevilen kişi anlamına geldiğinden dolayı Sevgililer Günü olarak tüm dünyada kutlanmaya başlamıştır.

Günümüzde ise Sevgililer Günü tüm dünyada ticaretin canlandığı bir dönem haline gelmiştir. Haftalar öncesinden başlanan tanıtım hazırlıkları, reklam kampanyaları, vitrin süsleri sayesinde insanların çılgınca alışveriş yaptığı bir dönem olmuştur. Sevgililer Günü çikolataları, Sevgililer Günü Kartları, Sevgililer Günü hediyeleri vs. liste uzayıp gidiyor. Böyle olunca insan ister istemez bir meta beklentisi içerisine giriyor:)) Acaba ne almalıyım, bana ne alınır??? Kimisi evlilik teklifini bugüne denk getirir, kimisi ise evlilik tarihini.

Seni seviyorum kelimesi ne zamandan beri Sevgililer Günü'ne özel oldu ya da bir hediye alıp karşınızdaki insana vermek niye o güne has birşey oldu. İşte buna cidden karşıyım. Önemli olan hergün sevgi sözcüklerini söyleyebilmek, özel günler harici de hediyeleşebilmek...


Sabah ofiste birden kapı çalınca herkesin bir beklentisi olduğunu kapıya yönelen gözlerden anlamamak mümkün değil. Bingo, sanırım birileri bizi duymuş olmalı:)) Tüm çalışanlarına jest yaparak motive eden müdürümüz sayesinde yüzümüzde kocaman tebessümler oluşuyor. Bundan dolayı da kendisi kocaman bir teşekkürü hak ediyor. Diğer hediyelerim de bana kalsın diyorum.

 Herkesin Sevgililer Günü'nü kutlar ve her yeni gününüzün sevgi içerisinde geçmesini dilerim.

Hulik

13 Şubat 2013 Çarşamba

KUŞBURNU


Bu sene tam hasta olma aşamasındayken yaptığım çaylar sayesinde yarı yoldan dönüp kendimi toparlıyorum. Çok sık olmasa da yaptığım çayların başında kuşburnu geliyor. 

Meğer kuşburnu, C vitamini bakımından dünyanın en zengin bitkileri arasındaymış. İçi tüylü olduğundan kurutup çay yapmayı ya da marmelat olarak tüketmeyi tercih ediyorum. 
Ancak çoğu insan bunu bir meyve edasında tüketiyormuş. Bu düşünce pek bana göre değil:))


Kuşburnu çayının o kadar çok faydası var ki saymakla bitmiyor aslında. Ama bizim en çok bildiğimiz faydası kuşkusuz, soğuk algınlıkları ve gribal enfeksiyonlara iyi geldiğidir. Eski nesil, bitkilerin kullanımı konusunda bizden daha bilgili geliyor bana. Onlar da birçok bilgiyi elbette deneme yanılma yöntemiyle bulmuşlar. Oysa artık teknoloji ve bilim o kadar üst seviyeye tırmandı ki bu tarz bitkilerin yararlarını daha net görebiliyoruz. Öğrendiğime göre taze kuşburnu ciltteki yara ve iltihaplanmalara sürüldüğünde kısa sürede iyileşme gösteriyormuş. Romatizmal ve eklem rahatsızlıklarına,  kanser ve kalp rahatsızlıklarına karşı vücudun direncini artırıyormuş. Akciğerde leke oluşumunu engellediği gibi idrar yolları enfeksiyonlarını da iyileştiriyormuş.


Çoğu zaman çiçeğine yaban gülü de deniliyor mutlaka duymuşsunuzdur.


Çayının rengine gelirsek eğer evde kendini yapacak olursanız siz de göreceksiniz ki satın aldığımız kuşburnu çayları ile alakası yok. Turuncumsu, kiremitimsi bir renge sahip. 

Yapımı çok kolay... Daha öncesinde Rodop Dağları'ndan toplayıp getirdiğim kuşburnunu bol güneş alan bir yerde kurutmuştum. Dört bardak su dolu demlik içerisinde iki kaşık tepeleme kuşburnu atıyorum. Bir taşımlık kısık ateşte kaynattığım kuşburnu çayını demlensin diye biraz bekletiyorum. Daha sonra da içerisine bal ilave edip afiyetle içiyorum:))

Bu soğuk kış günlerinde siz de evinizde kuşburnu çayı yapabilirsiniz. Afiyet olsun. 

12 Şubat 2013 Salı

Siyah Ayakkabı Modelleri


Her gardıropta olmazsa olmazların başında siyah ayakkabılar gelir. Her renk ile kombin edilebilen, acil karar vermemiz gereken durumlarda ise çoğu zaman kurtarıcımız olur. 

Siz de ayakkabı tercihlerinizde siyahtan vazgeçemiyorsanız aşağıdaki Guess, Manie Collection, Christian Louboutin, Jessica Simpson ve ASOS modellerine bir göz atabilirsiniz. 

Sevgiler...